ahlak felsefesi nedir ?

Ahlak ve Ahlak Felsefesi
Ahlak insani bir kaygıdır.. Ardında yatan hiç bir otorite yoktur..

Einstein

AHLAK KAVRAMI

“Biz: Ey Adem!
Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet meyvelerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın.Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.”
Kur’an-ı Kerim
Bakara:35

“Bir gün ormanda bir ses işittik. Kim olduğunu aradık fakat bulmadık. Adem, bu sesi daha önce de işittiğini ancak, sesin nereden geldiğini farkedemediğini söyledi... Adem, bunun Tanrı olduğunu söyledi... Tanrı, bizim o ağaçtan meyve yemememizi, eğer yersek kesinlikle öleceğimizi bildirmişti... Adem, onun iyilik ve kötülük ağacı olduğunu söyledi.
“İyi ve kötü mü?
“Evet.”
“O ne demek?”
“Ne ne demek?”
“İyi ne demek?”
“Bilmiyorum. Nasıl bilebilirim ki?”
“Peki, o zaman kötü ne demek?”
“Bir şeyin adı olduğunu sanıyorum, fakat ne olduğunu bilmiyorum.”
“Fakat Adem, onun ne olduğunu sen bilmelisin.”
“ Benim neden bilmem gerekiyor?” Onu hiç görmedim ki, ben görmediğim şeyin nasıl olacağını nasıl bilebilirim ki?”
Mark Twain


Tüm insan neslinin babası ve anası olarak kabul edilen Adem ve Havva’nın ilk defa “iyi” ve “kötü” ile nasıl karşılaştıklarını anlatan yukarıdaki sözler bugün bizim “ahlak” olarak adlandırdığımız konuları çok sade olarak ortaya koymaktadır. Ahlak, insan ilişkilerinde “iyi” ya da “doğru” veyahut “kötü” ya da “yanlış” olarak adlandırdığımız değer yargılarını ifade eder. Ahlak kavramını Katip Çelebi ünlü Keşfu’z-zununadlı eserinde şu şekilde tanımlamaktadır:
“Ahlak ilmi faziletler ve reziletler ilmidir ki, nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden koruma yollarını gösterir.”
Gerçekten de, Katip Çelebi’nin tanımı ahlak kavramını çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.
Ahlak, kelimesinin etimolojik açıdan kökeninin Arapça “hulk” ; Yunanca “ethos” ve Latince “mos” kelimelerine dayandığı bilinmektedir. Arapça “hulk”, “huy” anlamına gelmektedir. Arapça “ahlak-ı hamide” ve “ahlak-ı hasene” iyi ahlak; “ahlak-ı zemime” ve “ahlak-ı seyyie” ise kötü ahlak anlamlarına gelmektedir.
İngilizce’de ahlak kelimesinin karşılığı olarak kullanılan “ahlak” (ethics) kelimesinin kökeni ise Yunanca “ethos” dan gelmektedir. Yine İngilizce de ahlak kavramını ifade etmek üzere kullanılan “morality” kelimesi Latince “mos” kelimesinden türetilmiştir.
Ahlak, bir sosyal bilim dalı olarak toplum içerisinde oluşmuş örf ve adetlerin, değer yargılarının, normların ve kuralların oluşturduğu sistem bütününü inceler. Bu sistem bütünü; bir bireyin, bir grubun ya da tüm toplumun doğru ve yanlış davranışlarını belirler ve yönlendirir.
Ahlak bilimi içerisinde incelenen başlıca konular ise şunladır:
· İyi ve kötünün ayırdedilmesi,
· Doğru ve yanlışın belirlenmesi,
· İnsanın yapması gereken ya da insanlardan yapılması beklenen davranış ve eylemlerin tespit edilmesi,
· İnsanların yapmaması gereken ya da insanlardan yapılmaması istenen davranış ve eylemlerin tespit edilmesi,
Ahlak bilimi özetle, ahlak kurallarını ele alan bir disiplindir. Ahlak kurallarının temel özelliklerini ise şu şekilde özetlemek mümkündür:
· Ahlak kuralları, belirli bir kişi, grup ya da toplum için geçerli olan değer yargılarıdır. Ahlaki kurallar genel geçerliliğe sahip değillerdir. Bir başka ifadeyle, neyin doğru, neyin yanlış, neyin iyi ya da kötü olduğu kişiden kişiye, gruptan gruba ve nihayet toplumdan topluma değişebilir. Örneğin, bir kişi için doğru olan, diğeri için doğru olmayabilir. Özetle, ahlak kuralları subjektif , yani kişiden kişiye değişen değer yargılarını ifade eder.
· Ahlak kuralları, belirli bir yerde geçerli olan değer yargılarıdır. Herkes için genel geçerliliğe sahip ahlaki kurallar olmadığı gibi her yerde genel geçerliliğe sahip ahlaki kurallar da yoktur. Bununla birlikte, bazı davranış ve eylemlerin (örneğin, yalan söyleme, hırsızlık yapma vs.) herkes tarafından ve her yerde kabul edildiğini söylemek mümkündür. Burada ifade edilmek istenen tüm ahlak kurallarının her yerde geçerli olmadığıdır.
· Ahlak kuralları, belirli bir zamanda geçerli olan değer yargılarıdır. Bugün geçerliliği olan bir ahlak kuralı, önemini zamanla kaybedebilir , hatta değersiz olabilir.
Ahlak insanlararası ilişkilerde nasıl davranılması (ya da nasıl davranılmaması) gerektiğini gösteren kendiliğinden oluşmuş (spontan) ve hazır bir değer yargıları sistemidir. Ahlak kuralları kendiliğinden oluşur, ancak daha sonra “hukuk kuralı” haline dönüşebilir.
Bu açıklamalarımız çerçevesinde ahlak kavramını daha bilimsel olarak şu şekilde tanımlamamız mümkündür. Ahlak, toplumsal yaşamda, belirli kişi, grup ya da toplum için belirli zamanda ve belirli bir yerde geçerli olan (ya da geçerli olması beklenen) değer yargılarının, örf, adet, norm ve kuralların oluşturduğu bir sistem bütünüdür.
Yukarıdaki tanım bazı açılardan eleştirilebilir ve doğru bulunmayabilir. Ancak şu kadarını söyleyelim ki, ahlak; “iyi” ve “kötü” yü araştıran alandır.


----------------------------


Ahlâk Felsefesi

Felsefenin temel sorularından olan "İnsan nedir? Ne olmalıdır?"; felsefeyi zorunlu olarak insan davranışlarının bir amacı var mıdır, veya olmalı mıdır, hangi davranışlar daha insanca ve erdemlidir, gibi sorulara cevap aramaya zorlar. İşte insan edimlerini konu alan felsefe dalına ethik (etik - ahlâk felsefesi) denir.
Felsefe ahlâka iki yönden yaklaşır. İlki ahlâki kavramlar nelerdir ve içerikleri nelerdir sorularına yanıtlar aramak yani ahlâka teorik olarak yaklaşmak ki buna Ahlâk teorisi (kuramsal ethik) denir. İkinci yaklaşım ise hangi davranışlarımızın iyi ve doğru olduğunu araştırıp nasıl davranmamız gerektiğini bize dayatan Normatif ahlâk (Uygulamalı - pratik ethik) tir.
Ahlâk felsefe dışında dinlerin, hukukun ve toplumun önemli değerlerinden biridir. İnsan eylemlerinin iyi ve kötü olarak değerlendirilip, yönlendirilmesidir diyebiliriz ahlâk için. Ancak toplumsal ahlâk anlayışı genellikle cinsel davranışlarla sınırlandırılmaktadır. Oysa genel anlamda ahlâk her türlü insan edimini içerir.
Felsefe açısından bakıldığında ahlâk diğer alanlardan biraz farklı bir içerik taşımaktadır. Her ne kadar felsefe de insan edimlerine kurallar koymaya çalışsa da onlardan farklı olarak temek kavramları da araştırır. Bu açıdan bakıldığında felsefe iyi-kötü davranış, özgürlük, istenç (irade), vicdan, sorumluluk, haz, ödev, erdem, genel ahlâk yasası,ahlâki eylem, ahlâki karar gibi kavramların içeriği doldurulmaya çalışılır.
Ahlâk öncelikle davranışları iyi ve kötü ayırmaya çalışmaktır. Her ne kadar toplumun çoğunluğunca olumlu olarak karşılanan davranışlara iyi diğerlerine de kötü dense de iyi-kötü yer zaman ve bakış açısına göre değişebilmektedir. Kaldı ki insan davranışlarının iyi-kötü değerlendirmesinin yapılması da tek başına yeterli olmamaktadır. Bir davranışın ahlâkın konusu içine girebilmesi için bireyin farklı davranışlardan birini seçme özgürlüğünün olması gerekmektedir. Bu seçme özgürlüğüdür ki bir davranışı ahlâkın konusu içine almaktadır. Seçme özgürlüğünün ve istencinin olmadığı bir davranış için bireyi iyi-kötü diye nitelemek doğru olmayacaktır. Tıpkı hayvanların davranışlarının iyi-kötü diye nitelendirilemeyeceği gibi.
Ahlâki kavramlar insan edimleri üzerine değerlendirileceği içindir ki; insan davranışlarının psikoloji bilimi açısından ele alınmasında yarar vardır.
İnsan Davranışları
Davranışlarımızı kaba bir sınıflamaya tabi tutarsak özde iki tür davranış biçimi ile karşılaşırız. Bunlardan ilki UT (uyarım-tepki/ SR) davranışlarıdır ve özgür seçim içermez. Yani ahlâkın konusunu oluşturmazlar. Açarsak; dengeleme (homeostatik), refleks, içgüdü (instinct) ve bir yere kadar da güdüler (drive/motiv) bu tür davranışlardır. Daha çok otonom sinir sistemi tarafından yönlendirilen ve herhangi bir istencin etkin olamadığı bu tür davranışlar ahlâksal değerlendirmelerin dışında olmalıdır. Çünkü bunlar otomatik tepkilerden oluşan ve bireysellik taşımayan davranış biçimleridir.
İkinci tür davranışlarımız ise UOT (uyarım-organizma-tepki / SOR ) türü davranışladır ki bunlar, alınan uyarıcıya organizmanın yorumunu katarak tepki vermektir. Bu davranışlarda az çok iradi bir tercih vardır. Bu da bu davranışları ahlâkın konusuna dahil etmektedir.
İnsan davranışlarına bu açıdan bakıldığında; iyi-kötü daha da belirgin hale gelmektedir. İyi onu seçme olanağı bulunan bireyden beklenilen davranıştır. Kötü ise kaçınılması gereken eylemlerdir. Ne var ki iyi-kötü toplumdan topluma, çağdan çağa ve hatta bireyden bireye değişen bir kavramdır. Filozofların da bu konudaki düşünceleri farklılıklar göstermektedir. Örneğin:
Hazcı (Hedonist) Epikuros'a göre iyi mutluluk verendir. "Bedenimiz acısız ve ruhumuz dinginse mutluyuzdur." İyi en yüksek hazdadır. Kötü ise acı ve korkudur." Aç kalmamak, susamamak, üşümemek! Vücudun istedikleri ve özledikleri bunlardır. Bu durumda olan ve ileride de bu durumda olan ve ileride de bu durumda olacağını umabilen kimse, mutlulukta Zeus ile, tanrıların bu en yüce ise bile yarışabilir." İnsan eylemleri haza yönelen ama acıdan kaçan şeyler olmalıdır. Böyle bir yaşam ise ancak ölçülü olmakla mümkündür.
Epikuros, düşünce tarihinde yanlış anlaşılan düşünürlerin başında gelir. Onun haz teorisi en fazla maddesel keyifler olarak yorumlanır, hatta adı bu zevkler peşinde koşanlara sıfat oluşturur: Epikuriye ! Oysa " Yaşamında, komşun farkına vardığında utanacağın bir şey yapma" diyen Epikuros, Samos'ta (Sisam adası) doğmuştur. Ailesi Samos'tan sürülünce sırası ile Kolophon (Değirmendere) ve Teos (Sığacık) ta bulunmuş ve Demokritos'çu okulda yetişmiştir. Midilli ve Lapseki'de ün kazanan okulunu sonunda Atina'ya taşımıştır.(İÖ 306) Okulunu şehir içinde bir binada değil bahçede kurduğu için adı kısaca Kepos (Bahçe) diye bilinir.
Faydacı (yararcı-utilitarist)yaklaşım iyiyi yararda görür. Bentham ve Mill'e göre davranışlar bireye fayda sağladığı ölçüde iyidir. Ancak burada iyi tek insanın faydasından daha çok daha fazla insanın faydasında giderek de toplumun çıkarında aranmalıdır.
"Kendi sezgine uy ki, hem kendin hem de başkası için iyi olanı yapmış olasın." diyen Bergson, iyinin ancak sezgi ile elde edilebileceğini savunmaktadır.(Sezgicilik- Entüisyonizm)
Özgürlük:Onu her türlü iç ve dış engelden arınmış olma olarak tanımlamak mümkündür. Herhangi bir zorlamanın olmamasıdır, özgürlük. Böyle bakınca özgürlüğü keyfilikten ayırmak çok daha kolay olmaktadır. Özgürlük keyfi olmaktan çok farklı bir şeydir ve seçme olanağının bulunmasıdır. Yeter ki seçme, baskı altında yapılmasın.
İstenç (İrade) : İnsan aklının iyi-kötü arasında seçme yapma gücü ve yeteneğidir. Özgürlükle birlikte istenç söz konu olduğunda, ahlâki eylem bir anlam taşır.
Sorumluluk :Özgür istençle davranışta bulunan bireyin, bu davranışının sonuçlarına katlanmasıdır, sunucu üstlenmesidir. Başka bir deyişle de bireyin davranışlarından sorumlu olabilmesi için seçme özgürlüğünün ve bunu kullanabilecek akıl melekelerinin olması gerekmektedir.
Vicdan :Bireyin kendi davranışları hakkında iyi-kötü yargısında bulunmasıdır. İyi yada kötü yaptığını düşünen birey ya iç huzuruna ya da çatışmaya düşmektedir. Kendinden bekleneni yaptığında huzurlu olurken, yapmadığı durumlarda da ödevini yerine getirmemiş olmanın sıkıntısını yaşar.
Vicdan konusunda; doğuştandır diyenlerle, bireyin gelişmesinin ürünü olduğunu söyleyenler de vardır.
Erdem (Fazilet) :Bazı filozoflara göre etiğin odağına yerleştirilen erdem; istencin ahlâksal iyiye yönelmesidir.
Kıbrıslı Zenon ve onun başlattığı bir akım olan Stoacılığa(**) göre mutlu olmak için erdem yeterlidir. Bunun içinde doğaya uygun davranmak yeterlidir. Ancak bu öyle kolay bir şey de değildir. Çünkü insan doğa uymak yerine genellikle onun tersine davranmaktadır. Oysa yapılması gereken;

1. Doğru seçme
2. Sabırla katlanma
3. Ölçülü olma
4. Adaletle bölüştürmedir.

(**) Stoa: direkli galeri anlamına gelmektedir. Zenon Atina'ya geldiğinde önce Sokrates'in etkisinde kalır. Hatta bir ara Sokratesçi ahlâk anlayışlı ile ünlü Kyniklerin etkisindedir. Ancak zamanla kendi felsefesini oluşturur. İÖ 4. yüz yılın sonlarına doğru Stoa poikile'de (Resimlerle süslü direkli galeride) okulunu açarak bu isimle anılan akımın öncülüğünü yapmış olur. Stoa düşüncesi Atina'ya doğudan gelmiş ama daha çok da Atina'nın batısında yani Roma'da etkili olmuştur.
Ahlâk Yasası
Uyulması gereken genel geçer kuralları ifade eder. Bu kurallar kişinin ne yapması ve de ne yapmaması gerektiğini belirler. Hukuk kurallarından farklı olarak toplumda kendiliğinden ortaya çıkarlar ve bireyleri bu şekilde davranmaya zorlarlar. Ancak tüm toplumlarda tüm zamanlarda geçerli olan normlar bulmak hemen hemen olanaksız gibidir. Felsefe kişi vicdanı karşısında evrensel ahlâk yasalarının olup olmadığını konu edinir. Ancak bu konuda filozoflar da farklı görüşlere sahiptirler.

1. Evrensel ahlâk yasaları yoktur: Evrensel bir ahlâk yasasının olmadığını ileri süren akımlar, haz ahlâkı, fayda ahlâkı, bencilik, anarşizm, hiççilik ve varoluşçuluk olarak özetlenebilir.
* Bencilik (egoizm): İnsanın eylemlerini belirleyen duygu ben sevgisidir. Hobbes'e göre insanların davranışlarını da tıpkı hayvanlar gibi içgüdüler yönetmektedir ki; bu içgüdüler "kendini sevme" ve "kendini koruma" dır.
* Anarşizm : Ahlâk da tıpkı diğer baskıcı kurumlar gibi insanı daha kolay yönetmek için uydurulmuş kurallar sistemidir. Başta devlet olmak üzere bu ve benzeri her türlü baskıcı kurumlara karşı olan anarşizm, bireyin sınırsız özgürlüğünü savunur. Anarşizmin kurucusu Proudhon (19. yy) tüm bu baskı unsurlarının temel nedeni olarak gördüğü mülkiyeti hırsızlık olarak tanımlar. Bakunin insanı kısıtlayan devlet ve benzeri kurumların yıkılmasını ister. Stirner'e göre; ahlâksal değerler bir soyutlamadır ve insanın da tıpkı bitki ve hayvanlar gibi kendine düşen bir görevi yoktur.
* Hiççilik (Nihilizm); akıl yerine istenci, toplum yerine de bireyi koyan felsefe akımıdır. Friedrich Wilhelm Nietzsche'ye (19. yy) göre iki tür insan ve iki tür toplumsal sınıf vardır: Halk ve Seçkinler. Din ve ahlâk kuralları halk için geçerlidir. Zaten halkın da işlevi seçkin sınıfın oluşumuna elverişli bir ortam yaratmaktır. Seçkin sınıfın bireyleri için din ve kimi filozofların öne sürdüğü ahlâki değerler miskinlikten ve acizlikten başka bir şey değildir. Oysa bu sınıfın uyması gereken Ahlâki kurallarını dehalar üstün insanlar, en yüce iyiyi yani "güç"ü kullanarak belirleyeceklerdir.
* Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm): Jean Paul Sartre'ye göre insan kendini nasıl yaparsa öyledir. Bir çiçek yada bir böcek kendini kendi yapmaz. Çünkü onların bir özleri bir de varlıkları vardır.Burada öz varoluştan önce gelir. Çiçek, çiçek özüne uyarak çiçek olur. Ancak insan farklıdır. İnsanda var oluş özden önce gelir. İnsan önce vardır ve sonra ancak öyle ya da böyledir. Çünkü o özünü kendi yaratır, yani kendini kendi yapar. Everende kendi varlığını kendi yaratan tek varlık insandır. Nasıl mı? " Dünyada acı çekerek, savaşarak yavaş yavaş kendini belirler. Bu belirleme hiç bitmez, sürer gider." Bu nedenle kişi kendini tanımalı, benliğini kazanarak her türlü baskıdan kurtulmalı ve özgürleşmelidir. Yoksa toplum içinde eriyip giderek yok olacaktır.
2. Evrensel ahlâk yasaları vardır: Evrensel ahlâk yasalarının bulunduğunu öne süren düşünürler bunu öznel (subjektif) özelliklerin belirlediğini söyleyenler ve nesnel (objektif) özelliklerin belirlediğini söyleyenler olmak üzere iki grupta toplanabilirler.
* Subjektif Özellikler Belirler: Evrensel ahlâk yasalarıları insandan, onun özel yaşamından kaynaklanır. Bu konuda görüş ileri sürenlere sezgici Bergson ile faydacı Mill'i örnek vermek mümkündür.
* Objektif Özellikler Belirler: Evrensel ahlâk yasaları insandan bağımsız olarak vardır. Ahlâk yasalarını belirleyen insan yaşamı değil, insan yaşamını belirleyen evrensel ahlâk yasalarıdır.
o Sokrates: Ahlâksal eylemlerimizin amacı mutluluktur. Ahlâki mutluluğa erişmek ise ancak bilgi ile mümkündür. Bilgi insanları doğru eylemelere, bilgisizlik ise yanlış eylemlere götürür. Bilgidir ki insan ancak mutlu, ahlâklı ve erdemli yapar.
o Platon: Bir eylemin iyi yada kötü olması onun iyi ideasına uygunluğu ile anlaşılır. Yani bir eylem iyi ideasına uygunsa iyi uygun değilse kötü dür. Bunu bu dünyanın bilgisi ile anlamak ve değerlendirmek mümkün değildir. Onun için her insan idealar evrenine yönelmeli ve onu kavramalıdır.
o Spinoza (17 yy - Hollanda) Panteist (evren-kozmoz tanrıdır) bir düşünürdür. Kozmos mutlak olarak özgürdür, bu nedenle onu hiçbir şey etkilemez. Ancak insan başka şeylerin özellikle de tutkuların etkisindedir. Tutkular insanı güçsüz, edilgin ve köle yaparlar. İnsan ancak aklı ile tutkularını aşabilir. Aklın uygun gördüğü yaşam biçimi de bilgiyle gerçekleşir. Bilgi bizi tanrıya ulaştırarak özgürleştirir. Bilginin vardığı yer evrensel yani tanrısal olan yasadır. Tanrısal yasaya uygun olan iyi, uygun olmayan ise kötüdür.
o Immanuel Kant (18. yy - Almanya): Ona göre ahlâksal eylemin amacı mutluluk olamaz, çünkü mutluluk subjektif bir kavramdır. Yani kişiye göre değişir. Ve nitekim ondan önceki filozoflar mutluluk için farklı şeyler söylemişlerdir: Kimine göre erdem, kimine göre iyi bir başlkasına göre de doğaya uygun yaşama olmuştur. Oysa ahlâk yasası herkes için aynı olmalı ve aynı kalmalıdır. Immanuel Kant'a göre de bu iyi niyet (iyiyi isteme) dir, ödevdir.
Ödev, her çeşit duygudan öte kesin bir buyruktur. Ahlâk yasasına kesin boyun eğilir. Bu da aklı olan herkes için evrensel bir kuraldır. Koşula bağlı olan davranışlar ahlâksal değildir.

Ahlâksal Karar
Bireyin özgürce seçtiği ve genel ahlâk yasasına uygun olan ; ahlâki açıdan iyi olan karardır.
Ahlâksal Eylem
Ahlâksal karar sonucu varılan düşünmenin eyleme dönüşmüş halidir. Burada söz konusu yalnızca etkin olmak değil bazen de yapmamak olacaktır. Yani amaçlı bir "yapma" veya "yapmama" durumunu içerir.
Ahlâksal eylemlerin amaçları; mutluluk, haz, fayda ve ödevdir. Ahlâk felsefesi bu kavramlar üzerinde uzun uzadıya durur. Yine bu kavramlardan başka ahlâksal eylemde bulunan insan özgür olup olmadığı da felsefenin temel sorunlarından biri olagelmiştir.
Bu konuda iki farklı yaklaşım sergilenmektedir:

* Determinist yaklaşım: Bireyin kararları içinde bulunduğu koşullara bağlıdır ve zorunludur. Koşullar istenci belirleyerek özgürce karar vermeyi olanaksızlaştırır. Bu bir çeşit yazgıcılıktır (fatalism).
* İndeterminist yaklaşı: Birey ahlâki karar verirken tamamen özgürdür. Zaten özgür olmayan kişinin eylemlerinden sorumlu olması da beklenemez diyen görüşlerdir.


----------------------------------


Ahlaklı olmanın anlamını ve özellikle insa­nın davranışına yol gösteren ve ona rehberlik eden düşünce ve inançları (İslâm, Hristiyanhk ya da ateizm gibi) araştıran felsefe dalına ah­lak, denir (ethics). Ancak Batı dillerinde biz­deki ahlak kelimesine karşılık etik'in yanında morale kelimesi de kullanılmaktadır. Morale terimi latince "momlis" kelimesinden türetil­miş olup ilk defa Cicero tarafından Grekçe "ta etika"nm karşılığı olarak kullanılmıştır. Her iki kelime adet, seciye veya karakter, ge­nel olarak beşerî tutum veya tavır, özel olarak da davranış ve durumların aklanması ve düzel­tilmesiyle ilgili hususları ifade etmektedir. Bir bakıma "moral" (momlis) karşılığında ahlâk, somut ahlâkî olayların tahlili İçin, etık ise, her ahlâk yasasının konusunu oluşturan iyi-kötü, yükümlülük (vecibe) -ödev gibi temel kavram­ların İncelenmesi için kullanılmaktadır.

Morale karşılığında ahlâk kelimesinin "pra-tİk ethique" kelimesi karşılığında kullanılan ahlâkın ise, "teorik ahlâkı" ifade ettiği söylene­bilir. Başka söyleyişle ahlak, "davranış kuralla­rı" anlamında, pratik ahlak esaslarıyla birlikte kişinin ahlaki yapısını, İyi veya kötü yaratılışı (huyu), tabiatı ve seciyeyi ifade etme yanında, insanın toplum hayatı içinde riayet ettiği ve et­me gereği duyduğu kurallar bütünü olarak da ortaya çıkmaktadır. Böylece ahlâk düşüncesin­de, ahlâk meselesiyle ahlak bilimi meselesi merkezi kavramlar olmakladırlar. Tıpkı insan mizacını yansıtan davranışları yaparken şuur­lu olunsun veya olunmasın uyulan kurallar ko­nusunda olduğu gibi, mizaçlar ve davranışlar alanında da ahlaki ya da ahlak-dışı niteleme­ler yapılmaktadır. Ahlakın sözkonusu kuralla­rı çeşitli fertler, toplumlar, dönemler ve kül­türler için daima ortak bulunmadığına göre, ahlakın temel kavramları olan "iyi" ve "gerçek bir ahlâk" nasıl tanımlanacaktır? İşte ahlakın mahiyeti ve benzer konularına ilişkin cevapla­rın ortaya konulması; ahlakın sistemli bir dü-Şünce konusu olması, kısacası ahlak felsefesi­ni (etik) doğuracaktır. Bu da genel olarak ah­lak nedir ve mahiyeti nasıl açıklanabilir? soru­suna bağlanır. Böylece ahlak teorilerinin doğ­ması sözkonusu olacaktır. Fakat ahlak teorile­rinin tarihte ortaya çıkışıyla, ahlakın insan ve toplum hayatında sözkonusu olmaları aynı şey değildir. Yani ahlak, ahlak teorileri tarafın­dan incelenmeye başlanmadan önce de vardı ve hiçbir teoriye dayanmaksızın da varlığını sürdürebilir.

Ahlak teorilerini çeşitli açılardan sınıflandır­mak mümkündür.

l- Aşkm (Tmnscendant) Ahlak Teorileri:

Bu tür ahlak nazariyeleri ahlakı ve onun te­mel değerlerini insandan bağımsız bir gerçek­lik olarak İncelediklerinden, idealist felsefe­nin temel dayanağı durumunda bulunan Pla-ton'un İdcalar dünyası esas kabul edildiğin­den idealist ahlâk şeklinde de nitelendirilir. Bunun yanında büyük metafizik sistemler ola­rak bilinen Aristoteles'in, Saint Augusti-nus'un, Malebranch'ın ve Leİbnİz'in felsefele­rinde ve ahlak anlayışlarında aşkınlık kavramı belirleyici rol oynar. Nitekim bunun "metafi­zik ahlâk" olarak tanımlanması da yapılmıştır.

Aşkın ahlak nazariyesi hakikatle ahlakın oluşturulamayacağı görüşünü ileri sürer. Ah­lâk, nazari olarak düşünülmeden Önce de var­dır ve düşünen insan onu ancak araştırmasıyla "keşfeder" insan evrenin mahiyet ve özellikle­rinden, evrende kapladığı mekandan mantıki olarak "keşfedilen" kuralların bütününü teşkil etmektedir. Bu bakımdan ahlak sisteminin kapsadığı ahlak kuralları Öklİd geometrisinde olduğu gibi, bazısı ilahi bir iradenin yaratışı olarak, bazısı sadece ferdi aklın yansıması olarak düşünülür. Bu yönüyle aşkın ahlak nazari­yesi ister ilahî, ister felsefi nitelikte olsun, bü­tünüyle aşkıntığm dayandığı spekülasyonların genelliğine yönelir ki, böylece evrenin düze­niyle ahlak sistemi arasında bir bağlantı ve benzerlik kurulmuş olur. Ahlaki değerlerin ha­kikatleri mutlak veya saf varlığa ait a priori gerçekliklerden çıkarılmak istenilir. Dolayısıy­la ahlaki emirler, yani normlar metafizik bo­yutta düşünülür ve algılanır. Bu teorinin ilk temsilcileri olarak Sokrates ve Platon zikredi­lebilir.

Sokrates, insanın davranışlarının iyi-kötü şeklinde ahlaki bir tasnife tabi tutulacağını, iyi ve kötünün ise bilgiye, dolayısıyla akla dayan­dırılacağım belirtir. Bilgi insanı doğru davran­maya, doğru davranma ise mutluluğa ulaştırır kî, sonuçta bilgiyle mutluluk, yani erdem aynı şey olurlar. Mahiyeti iyi olan bilginin elde edil­mesi, iyi İle kötünün birbirinden ayırt edilme­sini sağlar ki, İyiyi kötüden ayıran kimse bilge­liğe ulaşır. Bu da mutlu olmayı sağlar. Dolayı­sıyla bilgiden doğan erdem, yani ahlaklılık ile mutluluk sonuçta aynı noktada birleşirler. Er­dem, Sokrates'e göre "bilinen ve uygulanan hakikattir"; "iyiyi kötüden ayırma bilgisi" ise, adalettir. Keza İnsanın "kendini bil"mesi ol­gun bir ahlaki şahsiyete ulaşmada temel esas­tır. Kötülük ve suç insanın kendini bilememe­sinden, bilgisizliğinden kaynaklanır.

Sokrates'in ahlak felsefesini esas alan Pla­ton, onu metafizik ilkelerle destekleyerek te-mellendirmeye çalışır. Ona göre erdem; "iyi idesi çevresinde birikmiş ve adalet idesi tara­fından buyurulmuş aşkın normların (idelerin) karşılığından başka bir şey değildir."

Platon'un kavram İdealizmini ortadan kaldır­maya çalışan Aristoteles'e göre, varlık, madde ve formdan oluşur ki, bunlar ayrı ayrı birbiri­ne dayanarak mutlak ve saf forma (Tanrıya, iyiliğe), yani "sevilen şey seveni nasıl kendine çekiyorsa" öyleyecc ulaşırlar. Bu bakımdan in­sanın davranış normu kendi en iyi formunu ta­mamlamak, özünü ya da tabiatını üst derece­de gerçekleştirmek olmalıdır. Bu da akılla olur; dolayısıyla erdemlilik akla uygun bir ha­yatı yaşamakla anlamını kazanır. NikhontakhosAhlakı 'uda erdem bir tür alışkanlık, herşeyi "lam ortada" dengede [utacak bir tutum ola­rak nitelendirilir. Aristoteles'e göre, toplum halinde yaşamak durumunda olan İnsan, hay­van ile Tanrı arasında bir bağlantı noktası olup tabii bir olay olan toplumun da belli bir amacı vardır: Üyeleri arasında erdemi geliştir­mek. Bunun için normlar gerekir. Öte yandan evrendeki her varlık mutluluğu arar, ona yöne­lir; çünkü hayatı anlamlı ve değerli kılan bu­dur. Fakat mutluluğun kapsamı değişkenlik gösterebilir. Mutluluğu sağlayan belli başlı dört değerden sözedilebilir ki, bunlar; haz, şe­ref, zenginlik ve düşünce hayatıdır. Bu sonun­cusu en yüce amaçtır. İşte insanın faaliyeti de bu amaca yöneterek onu gerçekleştirmelidir. Bununla birlikte her varlık türünün kendine has en yüce iyisi vardır. Ahlak felsefenin göre­vi en iyinin ne olduğunu belirlemek, ruhların erdemli ve mutlu olması için akla uygun yolu-göstermektir. Aristoteles ferdi mutluluğun ah­lakın esası olduğunu kabul eden Eııdaimonist (Mutluluk ahlakı) anlayışların (Bcnthanı, Mİ11, Spencer vb.) habercisi de olmuştur.

Stoacı ahlak anlayışlarını (Zenon, Krİsip-pos, Seheka, Epiktetos, Markus Aurclius), na-turalist ahlak nazariyesi yanında aşkın ahlak nazariyesi içinden değerlendirmek mümkün­dür. Buna bağlı olarak Yeni Çağda Dcscartcs, Lcibniz, Pascal, Mainc de Brain, bir anlamda da Kant'ı bu sınıfa dahil etmek gerekir.

2- Natuıvtist Ahlak Teorileri

Bilim ve düşünce alanındaki gelişmeler, ah­lak felsefecilerini ahlak konusunda aynı yön­temle aynı objektif sonuçların elde edilebilece­ği anlayışına götürmüştür. Özellikle XVIII. yüzyılda Böyle, Hume, Helvetius, sonraları Mili ve Fouriergibİ düşünürler ahlakı psikolo­jik temelde ele almaya çalışacaklardır. Bazıla­rı da biyoloji, hatla fizyolojiyi temel alarak bir "tıp ahlâkı" oluşturmaya yöneleceklerdir ki, Cabanis, Dcsiuit de Tracy, d'Holbach, daha genclere gidildiğinde bazı Stoacı filozoflar böy­ledir. Yakın zamanlarda bu anlayışı Metchni-kof, Le Dantec, Baldwin, Kretchmer, Fren d, Spiritualist bîr felsefeyle karışık olarak Klagcs savunacaklardır. Bunlar geçerli bir ahlâk siste­minin ancak "insan tabiatını" oluşturan psikobİyolojik eğilimlerle İlgili bilgiler üstüne kurulacağını ileri sürmüşlerdir. Öte yandan ahlakı fizik temele dayandırmaya çalışan Hobbes ahlakı da bir bakıma böyledir. Osiwald ise termodinamiğin ilkeleriyle ahlakın ilişkisini araştırır. Yine ahlakı pozitif bilim biçiminde kurmaya çalışan Comtc'un anlayışını XX. yüz­yılda toplumsal yasalar bilgisiyle ele alan Durkheim ve Levy-Brııh! de önemlidirler. Bunlar laik veya dini ahlak alanındaki "Yüce Düzen" idcaliahlakinc, pozitif bir ahlak araş­tırmasını koyarak hem ahlakı temellendirmek istemişler, hem de aşkın ahlak teorisinin yeter­sizliklerine dikkat çekmeye çalışmışlardır.

Buna karşılık, Cronaidc gibi düşünürler bili­min getirdiği yararları kabul etmekle beraber, onun daha fazla kötülüklere de neden olduğu­nu; Bergson ise, bilimin getirdiği en büyük teh­likenin maddî araçların insan ruhundaki inki­şafı veya "açılımı" nisbet inden daha çok artma­sına dikkat çekerek eleştiride bulunurlar. Ah­lak normunda yükümlülüğün bulunduğu hal­de, bilimde yükümlülük yoktur. Çünkü bilim "olan" ile, ahlak ise "olması gereken" ile ilgili­dir.

Mutluluk, nazların en üstünüdür ve bu üs­tünlük düşünceye ait bir hesap işidir, anlayışı­nı temel akın faydacı ahlak, Epİkür ahlakının Yeni Çağdaki ifadesidir. Asılmak üzere olan biri için, "işte hesabını yanlış yapmış bir adam" derken Fontcnclle; Bcntham gerçek bir "haz aritmeği" kurmak ve "ahlakın yerine hazzın bütçesini dengeleyecek bir sanat, bir deontolo­ji geçirmek" İsler. Hutclıcson ise, mutluluğun üst dereceye çıkarılmasını formüle etmeye uğ­raşır. Hazların yoğunluğunu hesab etmeye ça­lışan Bcnhtham'in görüşüne, Mİ hazların ni­teliğinin de unutulmaması gerektiğini ekler. Ona göre daha ince, daha süzme, daha hare­ketli, sonsuz hazlara kaynak olacak hazlar var­dır ki, bunlar "kalb hazlan"dır. Böylece ferdin mutluluğuyla toplumun mutluluğu "Ortak çı­karda" birleşmektedir. "Amerikan ahlakı" olarak da anılan Pragmatizm bu temel üzerinde kurulacaktır: Yararlı olan, hakikattir.

Hayatı yaratıcı bir coşku olarak tanımlayan ve hayatın eşanlamlısı olarak "güç İradesi" dc-yinıini kullanan Nielzsche, klasik değerler sis­temini yıkmayı amaçlayarak "ahlak dışı" bir ah­lak idealini önerir ki, bu üst-insan (supermen) ahlakıdır. Buna vitalist insan ve ahlak görüşü de denir.

3- Fonmel Ahlak Teorisi

Bu ahlak teorisinin en tipik örneği Kant ahlakıdır. Kant'ın ahlak felsefesinin temel kav­ramları şunlardır: a) İyi isteme (veya irade); b) Ödev; c) ahlak yasası veya buyruğu (Kate­gorik Emperatif); d) özgürlük (İrade özgürlü­ğü, ahlaki Özerklik). İyi isteme, doğrudan ve kendiliğinden İyi ve mutlak değeri olan; "dün­yada, dünyanın dışında bile; İyi bir istemden başka kayıtsız şartsız İyi sayılabilecek hiçbir şey"dir. (Ahlak Metafiziğinin Temellmdirilınesi). İyi istemeyi belirleyen, aydınlatan ve açık­layan ödev kavramıdır. Kant iyi islemenin ödevle bağlantısında insanın eylemlerini şöyle sınıflandırır: ödeve aykırı olanlar, Ödeve uy­gun olanlar (eğilimden çıkan, ödevden çıkan). Ödev ve bununla İlgili olarak erdem, ahlaklı­lık ve iyi İdelerinin deneyden bağımsız olarak gerçeklikleri vardır. Ödev idesinin de­neyden bağımsız a pıioıi geçerli oluşu ahlak yasası varsayımına dayanır ki, Kant'a göre ah­lak yasası "aklın bir faktumu (olgusu)"dur. Ay­rıca ahlaki isteme eğilimlerden gelen ve mut­luluğa erişmeye çabalayan bir İstemeden te­melde ve ilke olarak bütünüyle başkadır. Çün­kü ahlaki İsleme, yasa düşüncesiyle belirlen­miştir. Yani duygulara, eğilimlere bakmaksı­zın sadece "ödev" olarak vardır ve öyle yaşanır ki, ödevin severek yapılmasıyla, yasaya saygı­dan dolayı yapılması önemli değildir. Çünkü "Ahlak yasası dolaysız olarak istemeyi belir­ler" (Pralİk Aklın Eleştirisi), Ödev kavramı nes­nel olarak, eylemin yasaya uygunluğunu ister; özne] olarak, yani maksimleri bakımından ise, -islemenin yasayla belirlenmesinin lek yolu olarak- yasaya saygı ister." Ödevin kaynağı ise.

Kant'a göre, manevi dünyaya ilişkin olan ve "doğanın mekanizminden bağımsız ve özgür" olan kişiliğimizdir. Ahlâk Yasası (Kategorik Emperatif) kişiliğin özerklik (otonomi), ev­rensellik. İnsan kişiliğine saygı ilkeleriyle iç içedir. İçimizde bulunan ahlaki buyruk (yasa) kayıtsız, şartsız ve mutlaktır. Bu dünyada şar­ta bağlı olmayan, İyi olan lek şey, iyi niyettir, yani "kendi çıkarımızı gözetmeden ahlak yasa­sını izleme istemidir" Mutlu olup olmama de­ğil, ödevin yerine getirilmesi Önemlidir, ahlak yasası kendimizi nasıl mutlu kılacağımızın Öğ-rclisi olduğundan, kendimizi özgür duymasay-dık, Ödev kavramını kavramamız da mümkün olamazdı. Bu ise, yani evrensel yasa ve mutlak buyruk (ahlak yasası) her insanda vardır. Böy­lece mutluluk, çıkar, zevk güdü ve eğilimleri, ahlak yasasının Özünde yoktur; o sadece bir ödevdir. Kant'ın ödev ahlakı ya da ödeve uy­gun davranışı şart koşan formel ahlakı, Konfüçyüs ahlakıyla da ilişkili sayılabilir.

4- Personalisi Değer Ahlakı

Daha çok Scheler, belli oranda Hartmann'ın ahlak görüşleri personalisl ahlak içinde sayı­lır. Schclcr ahlak felsefesini muhtevalı değer­ler ahlakı şeklinde ortaya koyarken, Kant'ın formel ahlakı (ödev ahlak)'nın da eksikliğine dikkat çekmiş olmaktadır. Ayrıca Scheler XX. yüzyılın relalivisl anlayışına karşı ahlakın mut­lak şartsız oluşunu belirterek "Değerler Ahla­kını bu temele oturtmak ister. Felsefesinde ve ahlak anlayışında kişi Önemli yer tutar. Ne sadece dış ve iç algı, ne bilme ve isteme eyle­mi, ne de kendi üzerinde bilinç, lek başlarına kişiyi oluşturabilirler. Kişi doğrudan doğruya olabilecek bütün eylem çeşitlerini kapsayan bîr birliktir, "çeşidi eylemlerin somut birvar-lık-birliğidir", "yaşantıların birlikle yaşanılmış birliğidir." Kişi eylemlerini birlikte gerçekleş­tirdiğinde anlaşılır ki, bu da ancak sevgi için­de olur, ancak sevgi kişinin öz varlığını ortaya koyabilir. İnsanı nesne boyutuna indirgediği­mizde, kişiliğini de ortadan kaldırmış oluruz. Bu bakımdan ahlaki değerler kişinin salt sevgi eyleminde ortaya çıkarlar, dolayısıyla kişinin ahlaki değerini, kişiyle sevgi eylemini birlikte gerçekleştirmekle, onun sevdiği şeyi birlikte sevmekle kavrayabiliriz. Ona göre, tüm insan­ları kişi olarak kabul etmek mümkün olmaz. Ahlakî bir kişiyi oluşturan dört unsurun bir arada bulunması şarttır: Normal olma, ergin olma, kendisi ve bedeni üzerinde egemen ol­ma ve sorumluluk.

Platon felsefesinin temel olarak İdeal dün-ya-reel dünya ayrımını yapan Hartman'a göre bu ayrılığı giderecek varlık, İnsandır. İnsan ise, duyarlık dünyasıyla özgürlük dünyasını bağdaştırabilir. Ahlak felsefesini bu bağlam­da kuran Hartmann, değişmez, öncesiz-sonra-sız bir ahlakî değerler alam kabul eder ki, en yüce değerler ahlakî değerlerdir. Bir eylemin ahlakî sayılabilmesi için iki şartın bulunması gerekir: Eylem Özgürce yapılmalı ve eylemde en yüksek değerler aşağı değerlere üstün tutulabilmelidir. Böylece ahlakî bakımdan eylem­de bulunmak, daha iyiye (yüceye) karar ver­mek demektir.

İslam'da ahlakın mahiyeti ve niteliği Kur'an-ı Kerim'in hükümlerinde yer aldığına göre, "İslam ahlakı" deyimini "Kuı'an ahlakı" şeklînde ifade etmek gerekmektedir. Gerçek­te HzAyşe'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz.-peygamber'in ahlakının Kuı'an ahlakı" oldu­ğu belirtilmiştir {Müslim, Müsafirin, 139). Bu bakımdan İslam ahlakının teorik yönü Kur'an'da (aynı zamanda hadislerde), tam uy­gulanma örneği de Hz.Peygamber'in ahlakî Şahsiyetinde somutlaşmaktadır. Nitekim Pey­gamberimiz: "Ben ancak ahlakî faziletleri ta­mamlamak için gönderildim" buyurarak İslam-da ahlakın önemine işaret etmişlerdir.

İslam'da ahlak edeb, terbiye ve ahlaki güzel­likleri kazanıp kötülüklerden kaçınmak, nef­sin tezkiyesi (temizlenmesi, ıslahı)'na ait dav­ranışlardır. Bu, dinin öngördüğü iyi bir kul ol­ma esasını da güçlendirmektedir. Dolayısıyla insan her şeyden önce nefsini terbiye etmeli, ona karşı olan görevlerini yerine getirmelidir. Bu da nefsi koruma ve yüceltmedir, yani insa­nın her türlü maddi ve manevi kötülüklerden korunması yanında; ikinci olarak, koruduğu bu nefsini geliştirmek, olgunlaştırmak ve yüceltmektir. Bir başka söyleşiyle İslam'da ahla­kın konusu nefis kabul edilmekte, bu da insa­nın maddi ve manevi yönünü, yani beden ve ruhunu ilgilendirmektedir. Böylece insanın be­den ve ruh yönünden terbiye edilmesi, ahla­kın öngördüğü bir kişiliği kazanması amaçlan­maktadır. Nitekim ahlak alanında ortaya ko­nulan eserlere "Kitabü'l-âdab", "Tchzibü'l-ah-lak" veya "Mekaıimü'l-ahlak" isimlerinden bi­rinin konulması gelenek olmuştur. Bu anlam­da İlk ahlak kitabları olarak Abdullah İbn Mu­kaffa (723-759)'nm Sanskritçe'dcn çevirdiği Kelime ve Dinme ile Abdullah İbn Müba-rek'in Kitabü 'z-Zıi/u/'üdür.

Hadis ve hukuk bilginlerinin yazdıkları ah­lak kitaplarında genel olarak Kur'an ve Sün-net'te belirtilen ahlakî emirler ve kuralların şerh edilmesi ve açıklanması esastır. Allah'ın yüceliği, ihsan ettiği nimetlerin büyüklüğü kar­şısında hamd edilmesi, Hz.Peygamber'e bağlı­lık yanında insanın bizzat kendisine, nefsine, ailesine, çocuklarına, din kardeşlerine, Öteki İnsanlara vb. karşı görevleri belirtilir. Nefsin (maddi ve manevi yönden) güzelleştirilmesi konusunda mümin ya da genel olarak insanla­rın yücelmesi, aklî olgunlaşması amaç olarak hedef gösterilmektedir. Ayrıca buna paralel olarak, özellikle ruhun erdemle güzelleştiril­mesi kapsamında; sebat ve metanet, nefsine hakim olma, şecaat veya cesaret, etvazu ve va­kar, eşref ve haysiyet (izzet-i nefs) hilm, edeb ve haya, doğruluk ve dürüstlük, iffet, sabır, cö­mertlik nitelikleri sayılmıştır. Bu niteliklerin karşıtı olan yalan, hiyanet, karıştırıcılık, boz­gunculuk, utanmazlık, ******** ve haysiyetsiz bir hayat yaşamak, sabırsızlık, cimrilik, kor­kaklık vb. erdemsizliğe götüren nitelikler ola­rak tanımlanır ve açıklanır.

Öte yandan tasavvuf ilkeleri ve öğretisi doğ­rultusunda ortaya konulmuş eserler de vardır ki, bunlar ayrıca tevhid ve "mükaşefe" gibi ko­nuları kendilerine İnceleme alanı olarak seçer­ler. Bu eserler temel İtibariyle şu konuları ele alırlar;

a) Allah'ın emir ve yasaklarına teslim olma,

b) Allah ve Peygamberin ahlakıyla do-nanıp olgunlaşma,

c) Masiva (Allah'tan gayrı herşey)'dan kendini uzak tutma. Bu yönden bakıldığında tasavvufî ahlakta nefis kavramı özel anlam ve Önem kazanmaktadır. Buna gö­re nefsin şu mertebelere ayrılması mümkün­dür:

a) Nefs-İ Emmare,

b) Nefs-İ levvâme,

c) Nefs-i muinime,

d) Nefs-i mutmainne,

e) -Nefs-i radiyye,

) Nefs-i mardiyye. Nefs-i Em-mare'den kurtulup Nefsi mardiyye'ye erişmek dinin emir ve yasaklarıyla Peygamberin sünne­ti aydınlığında mümkün olabilir. Bunun için insanın "feragat ahlakı" denilebilecek bir ahla­kî şahsiyet örneğini gözetmesi şarttır.

Öte yandan düşünce bakımından ahlâkın açıklanması ve yorumlanmasını yapmaya çalı­şan müslüman düşünürlerin ahlak görüşleri ahlakın metafizik, psikloji, siyaset gibi alanlar­la ilişkisini belirleme bakımından dikkat çeki­cidir.

İslam ahlakı, kaynağı bakımından yazılı gele­neğe dayanmıştır. Bu yönüyle değerlendirildi­ğinde zengin bir literatürün ortaya çıktığı söy­lenmelidir. Kur'an. Sünnet ve ilgili bilim disip­linleri (Tefsir, Hadis, Fıkıh, Siyer) alanına gi­ren kitaplar başta olmak üzere, doğrudan ah­lakı konu edinen eserler, İslam'ın erkenza-manlarından günümüze kadar yazılagelmiştir. Abdullah b.Mübarck'in Kiiabü'z-zühd ve'r-tv-kaik'i, Buhari'nİn el-Edebiı'l-müfred'i, Maver-di'nin Edebii'd-dihıya ve'd-din'i, İbn Hazm'ın İlmu'l-ahlak (ya daRisaletü'l-ahlakf'ı, Muha-sibi'nin er-Riâye% Ebu Talİb el-Mekki'nin Kutu'l'Kulûb'u, Gazalİ'nin İlıyâıı ulûıni'd-din'i, Muhammed İbn Miskeveyh'İn Tehzi-bu'I-ahlük ve taihi/ıt'l-â'râk'ı, Nasiruddin et— Tûsî'mWl/7/f/Aw/irîs//T"sİ; ve dolaylı olarak Fa-rabi'nin İbn Sina'nın, İhvan-ı Safâ'nın Risale­lerini sayabiliriz.

Yaygın bir okuyucuya hîtab eden eserler ara­sında İbn Mİskeveyh, Gazali, Tûsî'nin eserleri­nin etki alanında değerlendirilen Adudiddin el-İci'nin Ahlak-ı Adudî'si, Celalüddİn Dcvâ-ni'nin Ahtâk-ı Ceiali'si, Kınalızade Ali Efen-'ninAhlâk-ı u/âi'si, Feridüddin Auar'ın7W/-name'si, Sadi'nin Bostan'ı da zikredilmelidir.

Türkiye'de Meşrutiyet ve sonrasında yayım­lanan ahlakı konu edinen eserler arasmda Muslihiddin Adil Bcy'in Malumat-ı Ahlakiye ve Medeniye'^, Mustafa Namık'ın Ahlâk"\,

Seyyİdi Bay'inAhlâk-ı Dinİ'si, Hüseyin Remzi Bey'inAhlak-ı Hamide'û, İzmirli İsmail Hak-kı'nın İlm-i Ahlak\ Ahmed Naim Bey'in İs­lam Ahlakının Esasları, Ahmed Hamdi Akse­ki'nin Ahlak Deısle/i, Ömer Nasuhi Bilmen'in Yüksek İslam Ahlakı, Mehmed Zahİd Kotku'-nun Tasavvufi Ahlak (5 cilt)'ı ve Mehmet AH Ayni'nin Ahlak Dasleri''ni sayabiliriz.